Ben bir şehir, toplum, birey ilişkisini anlamaya çalışan meraklı bir gözle yazıyorum — yani belli bir meslek ya da kimlikle sınırlı değilim; artık neredeyse hepimiz gibi bir şehir insanıyım, merak ediyorum, düşünüyorum, hissediyorum…
Türkiye’deki en yüksek bina sorusuna yanıt aslında bir coğrafi değil, toplumsal-topluluk tahayyülü sorusu. Ama önce:
Image
Image
Türkiye’de En Yüksek Bina: Nerede ve Neden?
2025 itibarıyla, Türkiye’de inşa edilmiş en yüksek bina, CBRT Tower — yani Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Kulesi — İstanbul’da, “Finanskent” adı verilen finans merkezinde yer alıyor. Yapı 354 metre yüksekliğinde. ([Vikipedi][1])
Dolayısıyla, en yüksek bina İstanbul’da. Bu bilgi, sınai teknoloji, finans sermayesi ve kentsel planlama ile doğrudan ilişkili; yani yalnızca mimari bir detay değil — toplumsal dönüşümlerin, güç odaklarının, kentsel sermayenin ve modernleşmenin somut göstergesi.
Ama “yüksek bina” yalnızca metre ve kat sayısı demek değil. Yüksek bina, göğe uzanan bir simge; toplumsal beklentilerin, ekonomik önceliklerin, kültürel değerlerin mimaride vücut bulmuş hali.
Sosyolojik Çerçeve: Kavram ve Açılımlar
Yükseklik, Güç ve Simgesellik
Şehirlerde gökdelenler, yükseklikleriyle sadece fiziki değil; sembolik bir yük taşır. “Yüksek bina”, “şehir modernleşiyor”, “kent büyüyor”, “ekonomi güçlü” gibi imgelerle birlikte gelir. Bu bağlamda “yükseklik = ilerleme, refah, güç” biçiminde bir toplumsal anlam haritası oluşturulur.
Ancak bu harita, her zaman adil ya da eşit olmayan bir güç dağılımını da içerir; çünkü kimler bu “yüksek” yapıların muhitinde yaşıyor, kimler iş yerlerine gidiyor, kimler bu mekanları kullanıyor — bunlar önemli sorular.
Toplumsal Adalet ve Eşitsizlik
Bu bağlamda toplumsal adalet kavramı çok önemli. “Modern kent”, “yüksek gökdelen”, “ekonomik merkez” gibi değerler vurgulanırken, bu büyümeden kimlerin pay aldığı, kimlerin dışlandığı, kimlerin toplumsal kazanımlardan uzak kaldığı sorusu göz ardı edilemez. Yani yükseklik kazancı, her zaman eşit paylaşılmayan bir kaynak olabilir. Bu da eşitsizlik demektir — hem mekânsal hem ekonomik hem de kültürel.
Toplumsal Yapı, Güç İlişkileri ve Kültürel Pratikler
Merkezi Finans Bölgeleri ve Mekânsal Adalet
İstanbul’un gökdelen yoğunluğu (Levent, Maslak, Ataşehir, Bomonti vs.) yalnızca bir şehir silueti değil; kentte kimlerin yaşadığı, kimlerin çalıştığı, kimin kente yön verdiğinin de haritası. ([Vikipedi][2])
CBRT Tower gibi bir yapı, merkezî finans kurumunu temsil ediyor. Finans sektörü ve devlet aygıtlarının bir araya geldiği böyle bir kule — hem ekonomik hem politik hem sembolik güç demek. Bu güç, kentin neresinde konumlanıyor, kimlere yakın, kimlerden uzak — bu sorular toplumsal adalet açısından kritik.
Örneğin bu yüksek bina etrafındaki mahalleler, arazi değerleri, kiralar, yaşam maliyeti — yükselebilir. Bu da mekânsal dışlanmayı, gelir grupları arasındaki uçurumu büyütebilir.
Cinsiyet, Sosyal Tabakalaşma ve Kentsel Yaşam
Kentin merkezî bölgelerinde yükselen gökdelenler, genellikle iş, finans, kurumsal yaşam, lüks konut alanları — bunlar kimlere açık? Sosyal tabakalaşma cinsiyet, gelir, eğitim, sosyal sermaye gibi değişkenlerle şekilleniyor.
Örneğin, finans merkezi ofislerinde genelde erkek egemenliği hâkim olabilir; ya da yüksek gelir gerektiren konut alanları, görece zengin ve profesyonel sınıfların erişimine açık olabilir. Bu, kentin modern yüzüyle, toplumsal cinsiyet rolleri, sınıfsal farklılıklar ve yaşam biçimleri arasında bir bağ kurar — yükseklik, seçkinlik ile ilişkilendirildiğinde.
Örnek Olay: İstanbul’un Gökdelenleri ve Kentsel Dönüşüm
Skyland İstanbul ve Şehrin DönüşümüBir Başka Şehirden: İzmir’de Yükselen KulelerAkademik ve Güncel Tartışmalar: Kentleşme, Sermaye, Eşitsizlik
Kent sosyolojisi disiplininde uzun süredir vurgulanan bir konu: kentleşme süreci — özellikle gökdelenler/ göç, finans kapitali ve kentsel dönüşüm çakıştığında — toplumsal adalet sorunlarını görünür kılar.
Örneğin yüksek gelirli grupların lüks konutlara, modern ofislere yönelmesi; orta ve düşük gelirli grupların ise kentin kenarlarına itilmesi, “kentsel dışlanma”nın ortaya çıkması.
Gökdelenler, bir yandan ilerleme, modernite, global kent olma iddiası taşırken; diğer yandan mekânsal eşitsizlik, toplumsal ayrışma, sosyal adaletsizlik barındırıyor. İstanbul örneğinde, finans merkezi binalarının hemen çevresinde refah ve erişim kolaylığı varken, daha az imkânlı semtler yeni finans merkezinin sunduğu olanaklardan uzak kalabiliyor.
Ayrıca güç ilişkisi sadece ekonomi üzerinden değil — cinsiyet, sınıf, kültür üzerinden yeniden üretiliyor. Ofis kuleleri, finans merkezleri genellikle erkek-dominant; şehir mekânları planlanırken kadınların gündelik ihtiyaçları, çocuklu ailelerin hayatı, yaşlıların erişimi, topluluk alanları — daha az dikkate alınabiliyor.
Empatiyle Sorular: Siz Ne Düşünüyorsunuz?
– Sizin yaşadığınız şehirde gökdelenler yükseliyor mu? Bu yükselmeler, kentin toplumsal dokusunu nasıl etkiliyor — siz ne hissediyorsunuz?
– “Yüksek bina = modernite, ilerleme, statü” imgesi sizce ne kadar gerçekçi? Bu imge, kime ne sağlıyor?
– Kentte yükselen gökdelenler, toplumsal adaleti ve eşitliği ne ölçüde tehdit ediyor — ya da hangi koşullarda dönüştürücü, eşitlikçi olabilir?
– Eğer bu dönüşüm sizde yabancılaşma, dışlanma hissi uyandırdıysa — neden? Eğer umut veriyorsa — neden?
Sizin gözlemleriniz, hisleriniz, yaşadığınız mahalle/sokak hikâyeniz; bütün bunlar bu tartışmaya değer. Gelin birlikte düşünelim…
[1]: “CBRT Tower”
[2]: “Türkiye’deki en yüksek binalar listesi – Vikipedi”
[3]: “Top 10 Highest Buildings in Turkey – Expat Guide Turkey”
[4]: “Türkiye’nin en yüksek binaları açıklandı! Bakın hangi bina ilk sırada”