Balensiz Sütyende Tel Var Mı?
Kayseri’nin soğuk akşamlarından birinde, ellerim soğuktan morarmışken, ben hala eski kıyafetlerimi bulmaya çalışıyordum. Duvarda asılı olan eski giysiler, yıllar içinde ne kadar değiştiğimi ya da aslında değişmediğimi gösteriyordu. O akşam, bana “Balensiz sütyende tel var mı?” diye soran bir soruyla karşılaştım. İlk başta sıradan gibi geldi, ama o kadar derin bir anlam taşıyordu ki…
Bir Sütyenin Anlamı
Bazı şeyler vardır, bazen bir kıyafet ya da bir aksesuar, insanın kimliğini yansıtır. Benim için bir sütyen sadece bir iç çamaşırı değildi; onun içinde çok şey vardı. O kadar çok anıyı, hisleri, hayal kırıklıklarını, heyecanları taşıyordu ki… Her bir parçası, geçmişimden bir iz bırakıyordu. O yüzden, “Balensiz sütyende tel var mı?” diye soran birini duyduğumda, içimde bir anı canlandı. Aniden, yıllar önce bir alışverişte yaşadığım bir sahne aklıma geldi. O gün, sadece bir sütyen almak istemiştim, ama aldığım şey çok daha fazlasıydı.
Hayal Kırıklığı ve Yeni Başlangıçlar
O alışveriş günü, belki de çok sıradan bir gündü. Kayseri’de alışveriş merkezinde, o kadar kalabalıktı ki; herkes acele ediyordu, kimse kimseyle göz göze gelmeden ilerlemeye çalışıyordu. Giyim mağazasında her şeyin içinde kaybolmuşken, ben iç çamaşırları reyonuna göz attım. Üzerimdekiler ya çok eskiydi ya da artık beni temsil etmiyordu. Yeni bir şey almak istiyordum, ama bir türlü ne alacağımı bilemiyordum. Birkaç sütyen denedim, bazıları çok sertti, bazıları ise çok gevşek. İşin en zor kısmı, kendimi rahat hissedeceğim bir şey bulmaktı.
Sonra, bir köşede balensiz sütyenler vardı. Kırmızı ve siyah karışımı olan bir model hemen dikkatimi çekti. Hızla onu aldım ve kabinlere yöneldim. Kendimi, yıllar önce giysi alışverişlerinde hissettiğim gibi yabancı ve garip hissettim. Bir şeylerin doğru gitmediğini biliyordum. Vücudumla barışık değildim. O yüzden, balensiz sütyeni seçtim. Çünkü bana özgürlük veriyordu. Fakat o gün bir şey oldu… İtiraf ediyorum, içimde garip bir hayal kırıklığı oluştu. Çünkü bu sütyenin içinde tel yoktu. Ama ben, sadece rahatlık aramıyordum. Biraz daha fazlasını istiyordum. Çünkü uzun zamandır başka bir şeyi arıyordum, özgürlüğü değil, sevdayı, biraz daha sert ve biraz daha anlamlı bir bağın arayışını.
İçimdeki Çelişki
Balensiz sütyenin tel olmaması bana birdenbire çaresizlik duygusu verdi. Hani bazen hayatın seni zorladığı anlarda, bir şey eksikmiş gibi hissedersin ya. İşte o anda, telin eksikliği, bana içimdeki çelişkileri hatırlattı. Kendimle savaş halindeydim. Hep düşünmüşümdür, insanların dışarıdan nasıl göründüğünü çok dert etmiyorum, ama içimde hissettiğim şeyler ne kadar güçlü olursa, dışarıya o kadar yansır. O akşam, telaşla aldığım sütyenin içinde eksik olan bir şey vardı. Beni tanımlayacak olan bir şey. Ama o tel neyi temsil ediyordu ki? Birkaç saat sonra, o kırmızı-siyah sütyeni giyip aynada kendime baktım ve içimden “Bu neydi?” diye sordum. Bunu almak bana ne verdi? Gerçekten istediğim şeyin bu olup olmadığını anlamaya çalıştım. “Hayır, bu rahatlık değil, telin eksikliği bana başka bir şeyi hatırlatıyor.” dedim içimden.
Gerçekten Ne Arıyoruz?
Bazı sorular var, sürekli insanın kafasında dönüp durur: Gerçekten ne arıyoruz? Kendimize uygun bir şey mi? Yoksa sadece dışarıdan gösterdiğimiz şeyin içini boşaltmak mı? Belki de hepimiz bir denge arıyoruz: Rahatlık ve aynı zamanda bir şeylerin biraz daha “sert” olması. Sütyen, vücudun bir parçası, ama bir kıyafet değil. O kadar çok şeyi anlatabiliyor ki…
Bir süre sonra, bu “balensiz sütyende tel var mı?” sorusunun anlamı daha derinleşti. İnsanlar, bazen içindeki eksiklikleri dışarıdan bir şeyle doldurmaya çalışırlar. Ama tel olmayan bir sütyen, bazen her şeyin dışarıdan mükemmel görünmesinin ve içindeki boşluğun birbirini ne kadar iyi tamamladığını simgeler. Bunu fark ettiğimde, şunu düşündüm: Belki de bu kadar aradığım şeyin cevabı basitti. Belki de bazen tel yoksa, o eksiklik, beni ben yapan şeydi. Onu taşıyor olmak, aslında kabul etmekti; kendimi eksik hissettiğim anları ve tüm hatalarımı sevmekti. Belki de telin yokluğu, o an ihtiyacım olan özgürlüğü bulmamdı.
Ve O Gün Değişti
O akşam o kırmızı sütyenle eve döndüm ve içimde bir şey değişti. Herkes bana “Neden bu kadar duygusal oldun?” diye sorabilir, ama bir sütyen ve içinde telin olup olmaması, gerçekten çok daha fazlasıydı. O gün, telin eksikliği bana bir şey öğretti. İnsanlar bazen eksikliklerini kabul edemeyebilirler, ancak belki de eksikliklerimizle barışmak, kendi yolumuzu bulmamıza yardımcı olur. Belki de o tel, özgürleşmemi sağladı. Beni daha güçlü hissettirdi. Sonunda, ne kadar eksik olursam olayım, ben buyum. Belki de gerçek özgürlük, eksik olabilmekten geçiyor.
Sonuçta…
Bugün hâlâ o kırmızı sütyeni giyiyorum. Belki de içindeki telin olmaması, bana güç veren bir şeydi. O gün, “Balensiz sütyende tel var mı?” sorusuna verdiğim cevap, bana içsel bir huzur getirdi. Belki de bazen, bizim dışımızda olan şeyler değil, kendimizi ne kadar kabullendiğimiz önemlidir. Ve belki de hepimizin bir eksikliği vardır, ama o eksikliği görmek, aslında bir şeylerin doğru gitmeye başladığının göstergesidir.