Hüsrev-i Şirin Kimdir? Sadece Bir Aşk Hikayesi mi?
Evet, sevgili dostlar, bugün aklımıza gelen her şeyin süslü bir aşk hikayesinden ibaret olduğu, bir nevi “klasik Türk masalı” formatında bir konuyu ele alacağız: Hüsrev-i Şirin. Fakat merak etmeyin, buradaki yazı tam anlamıyla size sıkıcı bir ders vermek için değil, biraz da eğlenceli bir şekilde tarihe dalmak ve bu eski aşk hikayesini biraz mizahi bir açıyla sorgulamak için.
Beni tanıyanlar bilir; sürekli espri yaparım, ama içten içe de her şeyi kafamda beş farklı açıdan düşünüp, anlamaya çalışırım. Mesela, Hüsrev-i Şirin’i düşündüğümde hemen şu soruları kafamda sıraladım: “Hüsrev kim, Şirin kim? Bu kadar dramatik aşk hikayesinin ardında neler var?” Ve en önemlisi, “Bize ne?”
Hüsrev ve Şirin: Aşk mı, Çekişme mi?
Şirin… Hüsrev… Sanki bir Türk dramı izliyoruz ama bir farkla: Aşk tam da bu kadar “aşk” olmalı mı? Evet, her şey çok romantik, tamam. Bir hükümdar, bir güzel prensese aşık olur, ne var ki bunda? Ama hikayede öyle bir şey var ki… Şirin bir prenses ve Hüsrev bir hükümdar. Çok klasik, çok “ben de biliyorum bu hikayeyi” dediğiniz türden. Ama şöyle bir düşünün, bu kadar dramatik bir hikaye gerçekten sadece “aşk” mı? Hadi gelin, bunu birlikte çözmeye çalışalım.
“Hüsrev-i Şirin” aslında İranlı şair Nezami Gencevi’nin meşhur eserlerinden birinin adı. Ama hepimiz bu hikayeyi Türk kültürüne de çok yakın buluyoruz, değil mi? Yani, bizim kültürümüzde aşk, bazen bir türlü kavuşamama ve bu uğurda her şeyin feda edilmesi gibi görünüyor.
Özetle: Hüsrev Şirin’e âşık, Şirin de ona… Ama çok ama çok acılı bir aşk bu. Hüsrev, Şirin’e kavuşmak için tam 14 yıl boyunca mücadele ediyor. Tam da “Bunu mu bekliyordum?” diyorsunuz ama sonra bir bakıyorsunuz, adamın işi aşka düşmekle değil, yeri geldiğinde bir ülkeyi yönetmekle falan meşgul. Bu kadar taşkın hislerle geçen bir hayatın sonunda 14 yıl süren bir kavuşma… Günüme gelmiş oluyorum: “Hadi ya, bu kadar uzun süre uğraştıktan sonra hâlâ aşk meyvesi çok tatlı diyecek miyiz?”
İki Tarafın Drama Dolu Hayatları: Şirin’in Durumu
Evet, Şirin de öyle masum bir karakter değil. Yani, birini çok seviyorsunuz diye “Şirin” olmak zorunda mısınız? Düşünsenize: Güzel, akıllı, bir sürü talibi olan bir prenses. Ama Hüsrev’in derdi o kadar büyük ki, Şirin’in derdi de büyük. Ve işin komik yanı, prenses bile bazen “yeter artık!” diyecek bir noktaya gelebiliyor. Şirin’i tanıyorsanız, kafanızda ona dair başka bir imaj yok mu? “Hüsrev’in aşkı mı? Yoksa başka bir şey mi?”
Şirin’in de iç sesi bir yanda:
“Ya bu Hüsrev var ya, her gün benden aşk bekliyor. Zaten başka derdim yok. Yani ben bir prensesim, niye böyle oluyorum? Hadi bakalım, yine o eski melodramatik Hüsrev, hemen sahneye çıkacak.”
Bu kadar dramatik bir aşk da olabilir mi? Herhalde Hüsrev ile Şirin arasında geçen bu tarz sahneler, zamanın bir parçasıydı. Ama günümüz dünyasında, birini 14 yıl beklemek… Ahhh, işte bu mesele beni düşündürüyor. Şirin’in varlığı, aslında kendi kimliğini bulmak isteyen bir kadının hikayesi değil miydi?
Hüsrev-i Şirin Hikayesinin Eğlenceli Tarafı
Şimdi, asıl eğlenceli noktaya gelelim. Herkes bu kadar dramatik bir aşk hikayesinden sonra kalp kırıklığına uğrar, ama… Bunu şöyle düşünün: İki kişi birbirini seviyorsa, 14 yıl boyunca sürünmek mi gerekir? Yani, bu kadar yıllık ilişkiyi “dramatik” değil de “yavaş yavaş sıkıcı” yapmak da mümkün değil mi?
Mesela ben, 14 yıl boyunca aşk uğruna kalp kırmak yerine, 14 yıl boyunca sinemaya gitmeyi tercih edebilirim. Ya da diyorum ki: “O kadar beklemişim, bari bi’ kahve içelim, belki o zaman aşkın ne demek olduğunu anlarım.”
Sonuç: Hüsrev ve Şirin, Gerçekten Ne Öğretiyor?
Şimdi, Hüsrev-i Şirin kimdir? sorusuna geri dönelim. Tarihsel açıdan bakıldığında, bir aşk hikayesinin bu kadar uzun süredir anlatılıyor olması gerçekten etkileyici. Ama 21. yüzyılda, bazen aşkı bu kadar dramatik yaşamamızın gereksiz olduğunu da düşünüyorum. Her şeyin bir zamanı, yeri ve şekli var. Aşkı 14 yıl beklemek yerine, belki de 14 gün bile yeterli olabilir.
Düşünsenize, Şirin bir gün uyanıp Hüsrev’e şöyle diyor: “Evet, seni seviyorum ama bu kadar drama gerek yoktu. Gel, biraz da sakinleşelim, kahve içelim, bir şeyler yapalım.” İşte bu da bir Hüsrev-i Şirin modern yorumu olabilir!
Hikayede aşk, tutku, fedakârlık falan… Bunlar güzel ve romantik. Ama galiba bu kadar dramatik olmak her zaman gerekli değil. Hüsrev ve Şirin’in, kendi içlerinde birbirlerine verdikleri dersler belki de bizlere, aşkın dağlar kadar büyük, denizler kadar engin olduğunu değil, bazen hayatı olduğu gibi, basitçe yaşamanın yeterli olduğunu öğretiyor.
Evet, bitti. Artık biraz daha rahat nefes alabilirim, çünkü bu kadar dramaya son! Hüsrev ve Şirin, belki biraz da olsa yeni bir perspektife ihtiyaç duyuyorlardı. Hadi, şimdilik bu kadar yeter.