Kuzu Göbeği: Bir Duygunun Tarifle Harmanlandığı An
Kayseri’nin soğuk akşamlarına, bir başka kış günü daha eklenmişti. Şehirde her şey, karla örtülen sokaklar, hışırtıyla yere düşen kar taneleri, derin bir sessizlik içinde kayboluyordu. Evet, her şey gibi ben de kayboluyordum. İçimde hüzün, heyecan, belki biraz hayal kırıklığı, ama daha çok umut vardı. Ve o gün, tam bu duygular arasında kaybolurken, evde annemden öğrendiğim en güzel tarifle, kuzu göbeği pişirme macerama başladım.
Biraz huzur bulmak istiyordum. Yani, içinde kaybolduğum bir huzur… Nasıl tarif etsem, yemek yaparken insanın ruhu nasıl bir karmaşa içinde olur, ben bunu çok iyi biliyorum. Duygularımı aradım o an; belki de hep aradığım bir şeydi bu.
Kuzu Göbeği, Zamanın İçinde Bir Yolculuk
Kuzu göbeği, aslında her zaman bana özel bir anlam taşır. Kayseri’deki köyümüzde, kışın her yere kar yağarken, bizler annemle, babaannemle birlikte bu leziz mantarları toplardık. O zamanlar bir tık daha küçük, hayalleri büyük bir çocuktum. Şimdi ise 25 yaşındayım, ama hâlâ aynı duygularla bu mantarları toplamaya, pişirmeye, tatmayı beklemeye devam ediyorum.
Bir keresinde, bir akşamüstü, akşam yemeği için kuzu göbeği hazırlamaya karar verdim. İçimde bir telaş vardı, ama bu telaşın adı “yeni bir şeyler yapmak”tı. O an hissettiğim şey bir tür yalnızlık belki de; annemin o tariflerini hatırlayarak yalnız başıma mutfağa girmiştim.
Bundan yıllar önce, tam bu saatlerde annem “Kuzu göbeği pişirirken, sabır lazım evlat,” demişti. O zamanlar hiç anlamamıştım. “Zamanla daha iyi pişer, anla” demişti bir başka gün. Zamanla mı? O an kuzu göbeğinin pişme süresi bile sabrımı zorlamaya yetti.
Kuzu Göbeği Kaç Dakikada Pişer?
Ben bu soruyu çok sordum; hiç unutmam. Kayseri’deki mutfakta, anneannemin eski tabaklarından birine koyarak ilk defa pişirdiğimde, annem bana bakıp, “Bu kuzu göbeği biraz sabır ister,” demişti. “İçinde sabır, sevgisini koymazsan, tadı bir eksik olur.” İşte, tam o anda, mantarın pişme süresi hakkında hiç bir şey bilmiyordum ama ne kadar zaman alacağının ötesinde bir şey daha vardı.
Kuzu göbeği pişerken, ilk başta oldukça sert olur. Ama zamanla, o en harika lezzetini bulur. Tam olarak 15-20 dakikada pişer, ama o 15-20 dakika, bir ömre bedeldir. O süre içinde, duygularım pişer; kalbim de… Hangi akşam yemeğinde bu kadar içten bir zaman dilimi vardır ki?
Her şey bir kenara, pişirme süresi değil, pişirirken yaşadıklarımız, hissettiklerimiz önemli. Kuzu göbeği pişerken, ilk başta sert bir şekilde ocaktan gelen kokular havaya karışır. O anın gerilimli, sabırsız bekleyişi var ya, işte o an bile insanın yüreği biraz kırılıyor. Her şeyin zamana ve sabra ihtiyaç duyduğu bir dünyada, mutfakta bile beklemek zor. Ama her şeyin sonunda, kokusu yayıldığında, işte o zaman… Beklemek ne kadar da güzelmiş diyorsunuz. Tam o zaman, annemin tarifinde söylediği sabrın önemini fark ediyorsunuz.
Heyecan, Duygular, Umut ve Bir Tabak Kuzu Göbeği
Hikayemde kuzu göbeği olmasaydı, bu kadar anlamlı olabilir miydi? Kuzu göbeğinin pişme süresi, zamanın nasıl geçeceğini, sabrın ne demek olduğunu bana öğretti. Sabır, yaşamın kendisidir. Tüm kaygılarımın, korkularımın ve umutlarımın merkezinde, mutfaktaki bu ufak anların içinde kayboluyordum.
Ve nihayet, birkaç dakika sonra, kuzu göbeği piştiğinde, sadece o lezzet değil, içinde yaşadığım her an, ruhumun derinliklerinden geçip bir anlam kazanmıştı. Bazen en güzel tarifler, sadece mutfakla sınırlı kalmaz; içsel yolculuğa da dönüşür. Bu mantarı pişirirken, bir ömrü pişiriyorsunuz adeta. Zamanın içindeki yolculuk, pişen her bir tabakta ruhumuzu arıyoruz.
Belki bu yüzden, bir kayseri akşamında, o eski mutfak kokuları, hep benimleydi. O günden sonra, her pişirdiğim kuzu göbeği bana bir hikaye anlatıyordu. Kuzu göbeği pişirme süresi, sadece 15-20 dakika. Ama o sürede, beklerken hissettiklerim bir ömre bedeldi.